Edebiyat Akımları nelerdir -İdealizm -Sembolizm -Naturalizm -Rea

GELECEKÇİLİK
20. yüzyılın başlarında İtalya'da ortaya çıkmıştır. Edebiyatta devrim ve dinamizmi vurgulayan akım olarak eğerlendirilir. İtalyan şair, romancı, oyun yazarı ve yayın yönetmeni Filippo Tommaso Marinetti'nin 1909'de Paris'te Le Figaro gazetesinde yayınladığı bildiri ile ortaya çıktı. Bildiride, "Bizler müzeleri, kütüphaneleri yerle bir edip ahlakçılık, feminizm ve bütün yararcı korkaklıklarla savaşacağız" deniyordu. Bu geçmişin bütünüyle reddi demekti. Aynı bildiride, "Biz dünyadaki gerçekten sağlıklı tek şeyi, yani savaşcı ve ölüme götüren güzel düşünceleriyüceltiyoruz" sözleri, siyasal alanda o dönemde gelişen faşizm'den yana bir tavrın da açık göstergesiydi.Gelecekçiliğin kurucusu Marinette Avrupa'dan birçok yazarı etkilerdi. Rusya'da Velemir Hlebinikov ve Mayakovski gelecekçiliğe yöneldi. Rus gelecekçiler kendi bildirgelerini yayınladı. Puşkin, Tolstoy, Dostoyevski reddedildi. Şiirde sokak dilinin kullanılması istendi. 1917 Ekim devriminden sonra da gelecekçi akım güçlendi. Mayakovski'nin ölümüne kadar etkisini sürdürdü. İtalya'daki gelecekçiler ilk şiir antolojisini 1912'de yayınladı. İtalya'nın 1. Dünya Savaşı'na girmesini ve Mussolini'yi savunuyorlardı. Onunla birlikte hapsedildiler. Gelecekçilik faşizm ile özdeşleşti. Ve 1920'lerin ortalarına doğru etkisini yitirdi. Eserlerinde mantıklı cümleler kurmayı reddeden gelecekçilerin parolası, "sozcüklere özgürlük"tü. Ezra Pound, D. H. Lawrence ve Giovanni Papini bu akımdan etkilenin yazar olarak sayılabilir. Fütürizmin Türkiye'deki temsilcisi Nazım Hikmet'tir
F ütürizmin ilkeleri
* Edebiyatın durgunluktan ve uyuşukluktan kurtulması gerektiğine inanan fütüristler, savaş, kavga gibi saldırgan hareketleri içeren konuları ele alırlar.
* Evrenin hareketi ve canlılığı, resimde dinamik bir duyurma halinde verilmelidir.
* Hızın, süratin güzelliği vurgulanarak uçaklara, arabalara, trenlere övgüler yağdırılır.
* Eserlerinde mantıklı cümleler kurmayı reddeden fütüristlerin parolası, "sözcüklere özgürıük"tür.
* Şiirde geleneksel kurallar terk edilir. Ölçü ve uyaktan vazgeçilir, şiir yazarken özgürce davranılır.
Bu yüzden fütürizmde serbest tarzda yazılan şiirler ön plana çıkar.
* Fütüristlere göre sanat tarihçileri faydasız, hatta zararlıdır; onlara aldırmamak gerekir.
                                     HÜMANİZ NEDİR?
Hümanizm; insanlık aşkı, tüm insanları sevme ülküsü anlamını taşır. Ortaçağın sonlarında Yunan ve Latin uygarlıklarına karşı duyulan hayranlık, aydınları harekete geçirmiş, o dönemin eserlerini incelemek önüne geçilmez bir hareket halini almıştır. Böylece Hümanizm, Eski Yunan ve Latin dillerini, eserlerini inceleme akımı olarak ortaya çıkmıştır.
Richard Allock, hümanizmi şöyle açıklar: "Hümanizm, en iyi, Eski Yunan ve Roma yazarlarının estetik ideallerine bir bağlanma, onların yapıtlarını sevme, üsluplarını benimsemedir."
Hümanizm'de, özlelikle 15. yüzyılda Avrupa toplumlarını bilmek ve eski uygarlıkların eserlerini, bilinmeyen yönlerini aydınlığa çıkarmak amaçlanmıştır. Bu bakımdan Hümanizme bağlanan aydınlar, özel eserler vermek yerine eski uygarlıkların eserlerini inceleyip tanıtmayı hedeflemişlerdir.
Önce İtalya'da, sonra Fransa'da, daha sonra da diğer Avrupa ülkelerinde yetişen hümanistler, insanlara yeni bir düşünce ışığı verme yolunda çok büyük çabalar göstermişlerdir .
Hümanizm, insanlığın kendini yeniden buluşu, kendi varlığından öz cevherine dönüşüdür. Hümanizm, Rönesansın, yani aydınlanma çağının temeli de sayılır. Hümanizm, insanları ayrıştıran değil, birleştiren noktalar üzerinde durur.
Hümanizm, yeni ve büyük uygarlıkların ancak eski uygarlık temelleri üzerinde yükselebileceğini vurgular. Bu hareket, bütün dünya için, yeni bir uygarlık döneminin başlangıcı niteliğindedir. Hümanistler, bugünkü Batı uygarlığının dil, edebiyat ve eğitim öncüleri olmuşlardır.
Epikür, Zenon, Perikles, "Her şeyin ölçüsü insandır." diyerek hümanizm felsefesini genişletmişlerdir. Epictete, Seneca hümanizmin yayılmasında önemli roloynamışlar, böylelikle insan sevgisiyle dolu, yalnızca insanı hedefleyen "hümanist edebiyat" doğmuştur. Özellikle italyan sanatçılardan olan Dante, Petrarca, Bocaccio üçlüsü öncü hümanistlerden olmuştur.
                                              
HARFÇİLİK
Öncülüğünü Romen asıllı şair Isidore Isou'nun yaptığı, 2'nci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan bir akımdır. Şiirde en küçük birim olarak sözcükleri değil harfleri temel alır. Bu yolla da yeni bir şiir ve yeni bir müzik yazmayı amaçlayan bir karşı-akım niteliğindedir. İsou'ya göre, "harf olmayan ya da harf olmayacak hiç bir şey tinsel olarak da var olamaz." Harfçilik, edebiyatın yanısıra sinemayı, dansı, müziği ve resmi de etkilemiştir. Çıkış noktaları, "sesleri,sözcükleri, imgeleri aynı anda topluca bir araya getirecek yeni anlatım yollarının araştırılması"dır. Francois Dufrene, Maurice Lemaitre gibi şairler bu akımın önemli isimleridir.

İDEALİZM
Dünyayı ve varoluşu bilinç ve düşünceye öncelik vererek açıklama öğretisinin temel olduğu felsefi akımın edebiyattaki uzantısıdır. İdealist felsefenin tüm özellikleri edebi eserlerde yer alır. 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkmıştır. Bireyci dünya görüşü ve simgecilik akımına bir tepki olarak doğmuştur. Çağcıl yaşamın artık makineleşen toplumları ve alabildiğine serpilip gelişen kentleriyle bireyi topluluk içinde yaşamaya zorladığını vurgulayan idealizm, bir arada yaşamanın yarattığı ortak kanı ve duyguları dile getirmeyi amaçlamaktadır. Topluluk bilincini ve bu bilince göre bireyin varoluşunu, yaşamı belli belirsiz yönlendiren kimi tinsel gerçekleri betimlemeyi ön planda tutar. En büyük temsilcisi Fransız yazar Jules Romains'tir. Bu akımın temelleri Romains'le Chenneviere'nin yazdığı Petit Traite de Versification (Şiir üzerine küçük inceleme) ve Georges Duhamel'le Charles Vildrac'ın kaleme aldığı Notes su la technique poetique (Şiir tekniği üzerine notlar) adlı eserlerde ortaya konulmuştur.

VAROLUŞÇULUK
İlk önce varoluşçuluğu tanımlayarak başlayalım. Varoluşçuluğu tanımlamak için , sözcüğün kendisinden işe başlamak gerekir. Bu yeni türetilmiş sözcük “varoluş” (existence) ismin den, ilkin “varoluşsal” (existentiel) ve varoluşla ilgili “existential” sıfatları türetilerek ve daha sonra “culuk” son eki eklenerek ortaya çıkmıştır. Varoluşculuk, varoluşun önceliğini ya da ilkinliğini benimseyen bir kuramdır.


Varoluşculuk (egzistansiyalizmin) ilkeleri
* İnsan, kendini bulmalı, özünü elde etmeli. Hiçbir güç; insanoğlunu, kendinden, kendi benliğinden kurtaramaz.
* Egzistansiyalizm, insanın kendi varlığını sorgulamasını ister. Her insanın kendi iradesiyle biçimlendireceği bir geleceği vardır.
* Bu akımda, insanı insan yapan, onun kendi kararlarıdır. Önemli olan gerçek, herkesin üzerinde birleştiği objektif gerçek değil, kişisel gerçektir.
* İnsanın önündeki olanaklar bütünü, öteki insanlarla ve nesnelerle ilişkilerinden oluştuğundan varoluş, her zaman bir "dünyada var olma"dır. Bir başka deyişle insan her zaman seçimini sınırlayan ve koşullandıran somut tarihsel bir durum içindedir.
* İnsanın özgürlüğü son derece önemlidir. Zaten insan, özgür olmaya mahkumdur .

Egzistansiyalizmi şu sorularla başlamıştır: 
-"Ben kimim?
- Bir birey olarak var olmamın bence anlamı nedir?"
Cevap
-"Bizi biz yapan, kararlarımızdır.
- Bizi biz yapan kendi benliğimizle aldığımız kararlarımızdır.
Bu özel benlik, dünyaya bir defa gelir, başka kimsenin olamayacağı, yapamayacağı bir şeyi, olmak ve yapmak gücüdür."

Egzistansiyalizmin (varoluşculuğun) temsilcileri
Jean Paul Sartre
Albert Camus
Andre Gide
Franz Kafka
GERÇEKÜSTÜCÜLÜK (SÜRREALİZM)

Avrupa'da 1'inci ve 2'nci dünya savaşları arasında gelişti. Temelde 1910'ların ortalarında akılcılığı yadsıyan ve karşı-sanat için çalışan ilk dadacıların yapıtlarından kaynaklanır. 1924'te "Manifeste du Surrealisme"i (Gerçeküstülük bildirgesi) hazırlayan şair Andre Breton'a göre gerçeküstücülük, bilinç ile bilinç dışını birleştiren bir yoldur. Ve bu bütünleşme içinde düşsel dünya ile gerçek yaşam "mutlak gerçek" ya da "gerçeküstü" anlamda iç içe geçiyordu. Sigmund Freud'un kuramlarından etkilenin Breton için, bilinçdışı, düş gücünün temel kaynağı, deha ise bu bilinçdışı dünyasına girebilme yeteneği idi.
Breton'un yanısıra Louis Aragon, Benjamen Peret, otomatik yazı yöntemleri üzerinde deneyler yaptılar. Kendi deyimleriyle, "gerçeküstü dünyanın düşsel imgelerini geliştirmeye" başladılar. Bu şairlerin dizelerindeki sözcükler, mantıksal bir sıra izlemek yerine bilinçdışı psikolojik süreçlerle bir araya geldiği için insanı irkiltiyordu. Gerçeküstücülük, yöntemli bir araştırma ile deneyi ön planda tutuyor, insanın kendi kendisini irdeleyip çözümlemesinde sanatın yol gösterici bir araç olduğunu vurguluyordu. 1925'ten sonra gerçeküstücüler dağılmaya, başka akımlara yönelmeye başladı. Ama resimden, sinemaya, tiyatroya kadar bir çok sanat dalını derinden etkiledi. Andre Breton'un yanısıra P. J. Jouve, Pierre Reverdy, Robert Desnos, Louis Aragon, Paul Eluard, Antonin Artaud, Raymond Queneau, Philippe Soupault, Arthur Cravan, Rene Char gerçeküstü akımın önemli isimleridir. Türk edebiyatında sürrealizmin bazı özelliklerini "İkinci Yeniler"de görmekteyiz.
Sürrealizmin ilkeleri

* Sürrealizmde bilinçaltının, bilinç alanına olan egemenliği savunulur.
* Sürrealizmde bilinç ile bilinç dışını birleştirme esas alınır.
* Bu akımın en belirgin özelliği  içinden geldiği gibi yazmaktır.
* Akılcılığın karşısında olan sürrealistler, geleneksel ve biçime dayalı inanç ve değerleri düşünceden silmişlerdir.
* Sürrealist şairlerin dizelerindeki sözcükler, mantıksal bir sıra izlemek yerine bilinçdışı psikolojik süreçlerle bir araya gelir.

Sürrealizmin temsilcileri:
- Andre Breton
- Paul Eluard
- Louis Aragon
 
DADAİZM
Jean Arp, Richard Hülsenbeck, Tristan Tzara, Marcel Janco ve Emmy Hennings'in aralarında bulunduğu bir grup genç sanatçı ve savaş karşıtı 1916 yılında Zürih'te Hugo Ball'in açtığı cafe'de toplandı. Fransızca'da oyuncak tahta at anlamına gelen "Dada" akımın ismi olarak seçildi. Bildirisi de burada açıklandı. Bu akım, dünyanın, insanların yıkılışından umutsuzluğa düşmüş, hiçbir şeyin sağlam ve sürekli olduğuna inanmayan bir felsefi yapıdan etkilenir. 1.Dünya Savaşı'nın ardından gelen boğuntu ve dengesizliğin akımıdır. Kamuoyunu şaşkınlığa düşürmek ve sarsmak istiyorlardı. Yapıtlarında alışılmış estetikçiliğe karşı çıkıyor, burjuva değerlerinin tiksinçliğini vurguluyorlardı. Toplumda yerleşmiş anlam ve düzen kavramlarına karşı çıkarak dil ve biçimde yeni deneylere giriştiler. Çıkardıkları çok sayıda derginin içinde en önemlisi 1919-1924 arasında yayınlanan ve Andre Breton, Louis Aragon, Philippe Soupauld, Paul Eluard ve Georges Ribemont-Dessaignes'in yazılarının yer aldığı Litterature'dü. Dadacılık 1922 sonrasında etkinliğini yitirmeye başladı. Dadacılar gerçeküstücülüğe yöneldi. Dadaizmin  ilkeleri
* Dadaistler aklın hiçbir değerinin olmadığına inanırlar.
*  Her şeye kuşkuyıa bakan dadaistler çevrelerindeki hiçbir şeyin doğruluğuna ve varlığına inanmazlar.
* Bu akım, hiçbir şeyin sağlam ve sürekli olduğuna inanmayan bir felsefi yapıdan etkilenir.
* Dadaist sanatçılar, insanları şaşırtmak istemişlerdir.
* Dadaizmcilere göre estetiğin hiçbir değeri yoktur.
* Dadaizmde, bilincin yönünü kaybetmiş bir kuşağın ümitsizliği ve isyani vardır.
* Alışılmış estetik anlayışa karşı çıkarak, dil ve biçimde yeni deneylere girişen dadaistler, dil, biçim, uyak gibi kaygılar taşımaz.
* Dadaistler, bilinçsiz bir şekilde hayalle ruhun kontrol edilemeyen boyutlarına kadar ilerleyip karışıklık meydana getirip sanatı bile ortadan kaldırmayı düşünürler.

Batı edebiyatında dadaizmin  temsilcileri
Tristan Tzara
Jean Arp
Richard Hülsenbeck
Mareel Janco
Emmy Hennings
 
EMPRESYONİZM
Empresyonizm, 19. Yüzyılın sonlarında Fransa'da resimde görülmüş, daha sonra edebiyat ve müzikte de etkili olmuş bir akımdır.
Bu akımda anlam açıklığından çok kapalılık yeğlenir. Dış dünyadan algılanan görüntüler ruh süzgecinden geçirildikten sonra dışa yansıtılır.
Bu akımın edebiyattaki temsilcileri Baudlaire ve Verlaine'dir. İzlenimcilik Türk edebiyatında da Ahmet Haşim, Cenap Şehabettin gibi şairlerin üzerinde etkili olmuştur.
Batı edebiyatında empresyonizmin ilkeleri
* Bu akımda dış dünya ile ilgili gözlemler, olduğu gibi tüm ayrıntılarıyla anlatılmaz; ancak edinilen izlenimler ölçüsünde aktarılır.
* Empresyonist sanatçılar, dış dünyada gördüğü varlıkların; gerçek, realist yönünü değil kendinde uyandırdığı izlenimleri anlatır. Çünkü onların anlattıkları dış dünya değil, bu dünyanın hayalleriyle bezenmiş izlenimleridir.
* Empresyonizm, her şeyden önce özgürlüğün sembolüdür. Özellikle empresyonist ressamlar, alışılmış hiçbir kurala bağlı kalmamışlardır. Böylece empresyonist resimde renklerin özgürlüğü sağlandığından sistemsiz bir coşkunluk vardır.

Empresyonizm'in temsilcileri  
Monet Sisley 
Cezanne 

EmpresyonizminTürk temsilcileri  
Ahmet Haşim
 
SEMBOLİZM
Sembolizma ve sembolizm, bir düşüncenin veya olayın sayılar ve şekillerle anlatılmasıdır. Bir açıdan kullandığımız harfler ve rakamlardan tutun, etrafımızda gördüğümüz geometrik şekillerde, doğanın yarattıklarında ve oluşlarda dahi sembolizmi görebiliriz. Fakat bizler genellikle bunları taşıdıkları anlamlardan çok, karşımızdakilere bildiklerimizi aktarmak için
kullanırız. Oysa her harfin, rakamın, geometrik şeklin taşıdıkları anlamlar ve enerjiler vardır. Sembolizmin en önemli yanı, bir sembole yüklenen anlamın yıllarca değerini kaybetmeden korunabilmesidir. Fakat bunun bir kötü yanı da aynı sembole gerçek anlamından veya daha doğrusu esas kullanım amacından farklı anlamlar yüklenerek kullanılmasıdır. Bu nedenle semboller ile uğraşırken dikkatli olmak ve gerçeği araştırmak gerekebilir. Fakat sembollerin gerçek anlamları ne kadar saptırılmaya çalışılırsa çalışılsın mutlaka birileri tarafından hep doğru olarak bilinir ve korunur. Sembolizma, fleksibilitesi ve rölativitesi nede
niyle çağlara uygun dinamizmi sayesinde temel bilgi aktarım yöntemi olarak gelişmelere hemen adapte olarak hem
demodeliğe meydan okur, hem de varlığını başarıyla korur. Sırların evrensel dili olan sembolizm; gizleyerek açıklar, açıklayarak gizler. İnsanlar binlerce yıldır, bir düşünceyi izah etmek için birçok yollar denemişlerdir. Bir düşüncenin anlamını, kademeli şekilde insanların anlayışlarına ve olgunluklarına göre birtakım kalıplar içine koyup sunmuşlardır. Özellikle ezoterik, gizli tutulması gereken
birçok bilgi sembollerle anlatılmıştır. Yani doğrudan doğruya bir düşünce, bir bilgi izah edilmemiş, üstü adeta örtülerek bohçalandıktan sonra aktarılmıştır.
Sembolizmin  İlkeleri
-Sembolizmde dış dünyayı sembollerle anlatmak esastır.
-Sembolist şairler, semboller aracılığıyla dış çevrenin insan üzerindeki etkilerini ve izlenimlerini
anlatmışlardır.
-Sembolistler, şiirde müzik unsuruna önem verirler, hatta müziği şiirin amacı haline getirirler.
-Şiir, düşüncelere değil, duygulara seslenmelidir; çünkü şiir bir şeyanlatmak için yazılmaz .
-Şiirde anlam kapalılığı olmalıdır, buna göre şiirden herkes kendine göre bir yorum çıkarmalıdır. Anlam
kapalılığı amaçlandığından söz sanatlarına sıkça başvurulur.
-Gerçeklerden kaçma, hayale sığınma, çirkinlikleri hayal yardımıyla güzelleştirme, bunlara bağlı olarak
ortaya çıkan karamsarlık, sembolizmin en belirgin özelliklerindendir .
-Sembolistler daha çok serbest nazım türleriyle şiir yazmışlardır.

Batı Edebiyatında  Sembolizmin temsilcileri  
-Baudelaire 
-Rimbaud 
-Mallarme 
-Paul Valery Verlaine 
-Edgar Alien Poe

Türk Edebiyatında Sembolizmin Temsilcileri
-ilk uygulayıcısı Cenap Şahabettin'dir
-Ahmet Haşim zamanında çok gelişmiştir. 
NATÜRALİZM
19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında etkili olmuştur.Doğa bilimlerinin, özellikle de Darwinci doğa anlayışının ilke ve yöntemlerinin edebiyata uyarlanmasıyla gelişmiştir. Edebiyatta gerçekçilik geleneğini daha da ileri götüren doğalcılar, gerçekleri ahlaksal yargılardan, seçici bir bakıştan uzak bir anlatımla ve tam bir bağlılıkla anlatmayı amaçlar. Doğalcılık, bilimsel belirlenimciliği benimsemesiyle gerçekçilikten ayrılır. Doğalcı yazarlar, insanı ahlaksal ve akılsal nitelikleriyle değil, rastlantısal ve fizyolojik özellileriyle ele alır. Doğalcı yaklaşıma göre, çevrenin ve kalıtımın ürünü olan bireyler, dıştan gelen toplumsal ve ekonomik baskılar altında ezilir, içten gelen güçlü içgüdüsel dürtülerle davranırlar. Yazgılarını
belirleyebilme gücünden yoksun oldukları için yaptıklarından sorumlu değillerdir.
Doğalcılığın kuramsal temelini Hippolyte Taine'in Historei de la Litterature Anglaise (İngiliz edebiyatı tarihi) adlı eseri oluşturur. İlk doğalcı roman Goncourt kardeşlerin bi hizmeçi kızın yaşamını inceleyen Germinie Lacarteux adlı yapıtıdır. Ama Emile Zola'nın Le Roman Experimental (Deneysel Roman) adlı eseri akımın edebi bildirgesi sayılır. Zola'nın yanısıra Guy de Maupassant, J. K. Huysmans , Leon Hennique, Henry Ceard, Paul Alexis, Alphonse Daudet doğalcı yapıda eserler veren yazarlardır. Nabizade Nazım'ın ve Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın romanlarında natüralist öğelere rastlanır.
Naturalizmin  ilkeleri
* Naturalizmde toplumsal nedenler bir yana bırakılır, yalnızca yaşananlar nesnel bir biçimde aktarılır.
* Naturalistıer, pozitif bilimlerle sanatı birleştirmeye çalışır.
* Pozitivist kurallara dayanarak doğayı taklit etme çabası içindedirler.
* İnsan psikolojisiyle fizyolojisini birbirine bağlı kabul eden naturalistıer, eserlerinde kahramanların fiziksel özelliklerini çok ayrıntılı olarak verirler. Buna bağlı olarak da betimleme, doğalcı eserlerin en önemli anlatım biçimi olarak dikkat çeker.
* Naturalistler, sosyal çevrenin insan üzerinde yaptığı etkileri de derinlemesine araştırmışlar, bir anlamda kendilerini bilim adamı, toplumu laboratuvar, insanı da deneme, inceleme aracı olarak ele almışlardır.
* Naturalist yazarlar, insanı belli koşulların içinde kabul edip onun duygu ve düşünce dünyasını, yetiştiği doğal ve toplumsal çevrenin etkisi doğrultusunda çizerler. Onların eserlerinde insan, kendi yazgısını biçimlendirici, çevre üzerinde değiştirici bir güç taşımaz.
* Realistlerdeki biçim güzelliği, üslup kaygısı naturalistlerde yoktur. Fakat naturalistler de halkın kolayca anlayabileceği yalın ve anlaşılır bir dil kullanırlar.
* Tiyatroda, kostüm ve dekora önem veren naturalistierin eserlerine genelolarak bir kötümserlik havası hakimdir.
* Naturalist sanatçılar, insanın fizyolojik özellikleri üzerinde durur; insanı soyaçekim ve genetik özellikleriyle ele alırlar. Çünkü kişinin sahip olduğu erdemıerin soylarından geldiğine inanırlar.

Naturalizmin temsilcileri
Emile Zola 
Alphonse Daudet 
Guy de Maupassant 
Goncourt Kardeşler

Türk Edebiyatında Naturalizmin Temsilcileri
Edebiyatımızda naturalizm akımına en yakın eserleri veren sanatçı :
* Hüseyin Rahmi Gürpınar
Gürpınar, eserlerinde sosyal eleştiriye yer vermesi yönünden naturalistlerden ayrılır
 
PARNASİZM
Klasizm, romantizm ve realizmin bütününe tepkili bir akımdır. Temel kuralı "sanat sanat içindir" diye özetlenebilir. Aslında realizmin katı toplumculuğu ve gerçekçiliğine bir karşı çıkıştır. Daha çok şiirde kendini gösterir. Sanatsal biçim ve sanatsal içerik kaygısı ön plandadır. Ölçülü ve nesnel bir anlatım, teknik kusursuzluk ve kesin betimlemeler kullanılır. Parnas şiir için "biçimciliği amaçlayan" şiir tanımı da kullanılabilir. Parnasizm, bir yönüyle kendisinden sonraki doğalcılığa da kaynaklık yapmıştır. Zengin bir dil, zengin bir biçim, zengin ve yoğun bir duygusallık işlenir. 1830'lu yıllarda ortaya çıkmıştır. Theophile Gautier'in şiirlerini, Theodore de Banville, Leconte de Lisle izlemiştir. Parnasizm, edebiyat tarihinde Leconte de Lisle ile özdeşleştirilir. Adarını Louis Xavier de Richard ile Catulle Mendes'in hazırlayıp Alphonse Lemerre'in bastığı Le Parnasse Contemporain (Çağdaş Parnasçılık) adlı eserden almıştır. Türk edebiyatında parnasizmin etkileri Tevfik Fikret'te görülmektedir.
Parnasizmin İlkeleri
-Parnasyenler, şiiri salt biçim olarak görürler. Bu yüzden biçim güzelliğini her şeyden üstün tutarlar. 
-Duygunun yerini düşüncelerin aldığı Parnasizmde ayrıntılı ve canlı betimlemelere yer verilir.
-Parnasyenler Eski Yunan mitolojisine büyük hayranlık duyarlar. Dolayısıyla ele alınan bazı konular Klasisizmle benzerlikler taşır.
-Parnasyenler, şiirlerini daha çok "sone" tarzında yazarlar.
-Dizelerin dış yapısı, sözcüklerin sıralanışı, seslerin uyumu, ritim ön plandadır. Bu yüzden parnas sanatçılar, ölçü ve uyağa çok önem verirler.

Batı Edebiyatında Parnasizmin Temsilcileri
-Th. Gautier Lisle 
-Prudhomme 
-J. Maria de Heredia

Türk Edebiyatında Parnasizmin Temsilcileri
Parnasizm Türk edebiyatına Servet-i Fünun döneminde girer. 
-Tevfik Fikret 
-Yahya Kemal 
REALİZM
Bir estetik kavram olarak 19. yüzyıl ortalarında Fransa'da ortaya çıkmıştır. Nasıl ki romantizm klasizme bir başkaldırı niteliğinde ise gerçekçilik yani realizm ise, hem klasizme hem de romantizme bir başkaldırıdır. Amaç, sanatı klasik ve romantik akımların yapaylığından kurtarmak, çağdaş eserler üretmek ve konularını öncelikle yüksek sınıflar ve temalarla ilgili değil, toplumsal sınıflar ve temalar arasından seçmekti. Realizmin amacı, günlük yaşamın önyargısız, bilimsel bir tutumla incelenmesi ve bir bilim adamının klinik bulgularına benzer nesnel bir bakış açısıyla ortaya konmasıdır. Örneği bu akamın iki güçlü temsilcisi Gustave Flaubert'in Madame Bovary adlı romanı ile Emile Zola'nın Nana adlı romanında cinsellik ve şiddet edebi bir mikroskop altında incelenerek olanca çıplaklığıyla ortaya konulmuştur. Realizm felsefesinin altında güçlü bir felsefi belirlenimcilik yatar. Fransız edebiyatında Flaubert, Zola'nın yanısıra Honore de Balzac, Stendhal, Rusya'da Lev Tolstoy, İvan Turgenyev, Fyodor Dostoyevski, İngiltere'de Charles Dickens ve Anthony Trollope, Amerika'da Theodore Dreiser, İrlanda'da James Joyce realizmin önemli temsilcileridir. Realizm, 20. yüzyıl romanının gelişimini de önemli ölçüde etkilemiştir. Realizmin etkisini, Türk edebiyatında Samipaşazade Sezai'nin "Sergüzeşt", Recaizade Mahmut Ekrem'in "Araba Sevdası" adlı romanlarında görürüz. Nabizade Nazım'ın "Karabibik" adlı romanı köy gerçeğini anlatır. Türk edebiyatında realizm, Servet-i Fünun dönemindegörülmektedir. Halit Ziya Uşaklıgil'in "Mai ve Siyah"adlı eserinde realizm romantizme üstünlük sağlar.
Realizmin İlkeleri
* Gerçekler ön plandadır. Realist sanatçılar, eserlerinde yaşamın gerçeklerini dile getirir.
* Yalnızca yaşananın anlatılmasına yönelen gerçekçiler, olaylar ve kişiler karşısında tarafsız davranırlar. * Eserlerine kendi duygu, düşünce ve yorumlarını katmazlar. Çünkü Realizmde doğayı olduğu gibi kopya etmek esastır.
* Gerçekler anlatılırken kişilerin psikolojileri, onların kişiliklerini etkileyen çevrelerinin tanıtımı, içinde bulundukları ortam ayrıntılarıyla verilir. Onun için de betimieme, realist yazarlarda en önemli anlatım bigimi olarak dikkat çeker.
* Realizmde, gerçek hayatın anlatılması esas olduğu için realistlerin eserlerinde toplumun sıradan kişilerine rastlanır. Eserlerinde daha çok yaşamın olağan olaylarına yönelen gerçekçiler, çok basit bir konuyu bile ele alırlar.
* Realist yazarların okuyucuyu eğitme gibi bir amaçları yoktur; onlar gözlem, araştırma ve belgelere dayanarak, yaşananı nesnel bir şekilde aktarmayı amaçlarlar.
* Realizmde biçim güzelliğine önem verilir, dilde ve anlatırnda süsten, özentiden kaçınılır. Çünkü sanatı, klasik ve romantik akımların yapaylığından kurtarmak amaçlanır.
* Realizmde roman ve hikaye ön plana çıkmıştır.

Realizmin Temsilcileri
* Stendhal
* Honore de Balzac
* G. Flaubert
* E. Hemingway
* J. Steinbeck
* Charles Dickens
* Lev Tolstoy
* Dostoyevski
* A. Çehov
* Gogol
* M. Gorki

Türk Edebiyatında Realizmin Temsilcileri
-Recaizade Mahmut Ekrem (Araba Sevdası)
-Samipaşazade Sezai (Zehra)
-Nabizade Nazım (Karabibik)
-Halit Ziya Uşaklıgil (Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar)
-Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Kiralık Konak, Yaban ...)
-Memduh Şevket Esendal (Ayaşıı ve Kiracıları)
-Reşat Nuri Güntekin (Romanlarıyla)
-Refik Halit Karay (Romanları ve hikayeleriyle)
-Sait Faik Abasıyanık (Roman ve hikayeleriyle) 
ROMANTİZM
18. yüzyılın sonunda ortaya çıkan ve 19. yüzyılın ortalarına kadar uzanan akımdır. Kendisinden önceki klasizme bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Önce bir ön-romantizm dönemi denilen gelişmeler yaşanmıştır. Bugelişmelerin en önemlisi, halkın beğenisinin klasizmin görkemli, katı, soylu, idealize edilmiş ve yüce anlatım biçiminden, daha yalın ve içten ve doğal anlatım biçimlerine kaymış olmasıydı. Romantizm, klasizmin düzenlilik, uyumluluk, dengelilik, akılcılık ve idealleştirme gibi özelliklerine bir başkaldırı niteliğindedir. Romantizm, doğduğu çağın akılcılığı ve maddeciliğine tepki olarak bireye, öznelliğe, akıl dışılığa, düş gücüne, kişiselliğe, kendiliğindenciliğe ve aşkınlığa, yani sınırları zorlayıp geçmeye önem verir. Tarisel olarak bu dönemde gelişen orta soylu sınıfın, yani burjuvazinin duygu, düşünce ve yaşam tarzını ön plana çıkarır. Soyluların zarif sanat biçimlerini yapay ve aşırı incelikli bulan bu yeni sınıf, duygusal açıdan kendisine yakın hissettiği daha gerçekçi sanat biçimlerinden yanaydı. Böylece romantizm gelişme ve yaygılaşma şansı buldu.Romantizmin en önemli habercisi Fransız filozof ve yazar Jean Jacques Rousseau'dur. Ama İngiliz yazarlar William Wordsworth ve Samuel Taylor Coleridge'nin 1790 yılında birlikte yayınladığı Lirik Balatlar adlı eserromantizmin bildirgesi sayılır. Yine İngiltere'de William Blake, Almanya'da Friedrich Hölderlin, Johann Wolfgang von Goethe, Jea Paul, Novalis, Fransa'da Chateaubriand ve Madame de Stael ilk romantizm temsilcileridir. Victor Hugo, Alphonse de Lamartine, Alfred de Vigny, Nodier, Soumet, Deschamp, Alfred de Musset, büyük romantik yazarlardır.Türk edebiyatında romantizmin etkisi Namık Kemal'ineserlerinde görülür. Abdülhak Hamit ve Recaizade Mahmut Ekrem'in şiirlerinde, Tevfik Fikret'in ilkdönem şiirlerinde romantizmin etkisi açıkça görülür.
Romantizmin İlkeleri
-Duygu ve coşku önem kazanır.
-Birey, öznellik, akıı dışıiık, düş gücü, kişisellik ön plana alınmıştır.
-Romantik sanatçılar, eserlerinde kişiliklerini gizlemezler, olaylarla ilgili görüşlerini açıkça ortaya koyarlar.
-Seçilen kahramanlar ya çok iyi ya da çok kötüdür ve romanlarda iyi-kötü çatışması vardır. Ayrıca
romantizmde her sınıftan insan eserlerde kendine yer bulur.
-Aşk, ölüm, tabiat, belli başlı konular olarak dikkat çeker.
-Romantikler, edebiyat dilindeki kalıplaşmış kelimeler yerine, günlük konuşma dilini kullanmayı benimserler.
-Bu yüzden Romantizmde Klasisizme göre daha sade bir dil göze çarpar .
-Romantiklar, her sınıftan insanı da eserlerine konu olarak almışlardır.
-Klasiklerin önemsemediği din duygusuna geniş yer veren romantiklerin kahramanlarının çoğu dindardır.
-Romantizmde ilk eserler tiyatro alanında verilir, ancak daha sonra roman ön plana çıkar.
-Romantik tiyatroda, klasik tiyatroda bulunan zaman ve yer birliği kaldırılmıştır.

Romantizmin Temsilcileri
-Victor Hugo
-J.J. Rousseau Goethe
-Schiller
-Lamartine
-Aleksandre Dumas
-Alfrede de Musset
-Voltaire
-Lord Byron Chateaubriand Puşkin

Türk Edebiyatında Romantizmin Temsilcileri:
Tanzimat edebiyatı dönemindeki ürünlerin çoğunluğu Romantizmin etkisiyle yazılmıştır.
-Namık Kemal (Roman ve tiyatro)
-Ahmet Mithat (ilk romanları)
-Recaizade Mahmut Ekrem (Şiir)
-Abdülhak Hamit (Tiyatro)
 
KLASİZM
Edebiyatta eski Yunan ve Roma sanatını temel alan tarihselci yaklaşım ve estetik tutumdur. Yeniden doğuş diye adlandırılan Rönesans döneminde gelişmiştir. Bu akamın izleri bir önceki dönemde Rebelais ve Montaigne de hatta Aristoteles'tedir. Klasizmin temel öğeleri kendi içinde soyluluk, akılcılık, uyum, açıklık, sınırlılık, evrensellik, idealizm, denge, ölçülülük, güzellik, görkemliliktir. Yani bir eserin klasik sayılabilmesi için bu özellikleri barındırması gerekmektedir. Kısaca klasik bir eser, bir üslubun en yetkin ve en uyumlu ifadesini bulduğu eserdir. Klasizm temellerini Rönesans aristokrasisinden alır. Klasizm bir bakıma aristokrasinin akımıdır. 16. yüzyılda Fransa'da doğmuştur. Gerçeğin yalnızca akıl yoluyla bulunacağı savunulur. Sanat ideal insanı ele almalıdır, sanat eseri ahlaka uygun olmalıdır. Monteigne, Descartes, Racine, La Fontaine, Moliere, Comeille bu akımın önemli temsilcilerindendir.
Türk edebiyatında Şinasi klasizme yakınlığıyla bilinir. Ahmet Vefik Paşa da Moliere'den çeviriler yapmıştır.
Klasizmin İlkeleri
* Akıl ve sağduyu en önemli ölçüttür .
* Hayaller ve duygusallık akıl yolu ile denetim altına alınır.
* Aklın denetiminden geçmeyen hiçbir duygu eserde yer alamaz.
* Sanatçının görevi, tabiatı akla uygun bir biçimde taklit etmektir.
* Tabiatı taklit etmek, insanın değişmeyen, "akıl, irade" gibi asli öğelerini anlatmaktır.
* Anlatımda günlük konuşma dili değil; süslü, sanatsal bir dil kullanılır .
* Az sözle çok şeyanlatmak hedeflenmiştir. 
* Kahramanlarını hep soylu tabakadan seçen klasikler, eserlerinde kaba ve çirkin sözlere de yer vermezler. * Klasisizmde genellikle din dışı konulara ilgi duyulmuştur .
* Tiyatro (trajedi) ve şiir önem kazanır, roman geri plana itilir.
* Konu önemli değildir; önemli olan, konunun işleniş biçimidir, anlatımdır. Bu yüzden, anlatımda mükemmellik amaçlanır.
* İnsanların her zaman, her yerde, her toplumda aynı duygu ve düşüncede oldukları kabul edilir. Onun için klasik sanatçılar eserlerinde değişmez tipler yaratırlar.
* Klasik sanatçılar, konularını çoğunlukla tarihten, hatta mitolojiden seçerler. Çünkü Yunan ve Latin edebiyatının etkisindedirier.
* Sanatta sıkı kuralların bulunması ve bunlara uyulması gerektiğine inanan klasikler, "üç birlik" (yer-zaman-olay) kuralının doğmasına neden olmuşlardır.

Klasizmin  Temsilcileri
Boileau (şiir)
La Fontaine (fabl)
Racine, Corneille (trajedi)
Moliere (komedi)
Madame de La Fayette (roman)
La Bruyere (karakterleriyle)
Bossuet (hitabet)

Klasisizmin Türk Edebiyatındaki Temsilcileri
Türk edebiyatı Batı'ya açıldığında Klasisizm dönemi kapandığından, bu akımın etkisi Türk edebiyatında fazla görülmez.
*Şinasi
*Ahmet Vefik Paşa 
NOT:
Şinasi'nin "Şair Evlenmesi" adlı tiyatrosu La Fontaine'den yaptığı çeviriler ile Ahmet Vefik Paşa'nın Molier'den yaptığı çeviriler Klasisizmin etkisinde ortaya konmuş yapıtlardır

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !